Enola Holmes

Published on Eylül 25, 2020

Enola Holmes

Viktorya İngiltere’sinde Bir Fleabag

Nancy Springer’ın kitap serisininin ilkinden uyarlanan film, Sherlock Holmes’ün kız kardeşi Enola Holmes’ün kendini keşfetme serüvensına odaklanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda Fleabag çalışmasıyla herkezin bildiği ve bu bilginin birazdan mühim bir noktada bahsi geçeceği Harry Bradbeer otururken, kitabı senaryolaştıran isim Jack Thorne oldu. Stranger Things’in yıldızı Millie Bobby Brown başrolde yer alıyor ve Enola Holmes’ü canlandırıyor. Filmin başka mühim rollerinde ise; Henry Cavill, Sam Claflin, Helena Bonham Carter ve Louis Partridge yer alıyor. Film, yakın vakitte Netflix vasıtasıyla karşımıza çıktı.

Bilgi bölümünü geçerek filmimize gelelim. Öncelikle, düşük beklenti içerisinde olan, eğlenceli iki saat dışında bir talebi olmayan ve Sherlock Holmes filmlerini seven izleyicileri eğlenceli anlar bekliyor. O evrene ait eğlenceli sahneler, ilgi çekici kompu numaraları, aksiyon ve mizah sosu aynı şekilde kendilerini karşılayacak. Müziklerin ve görüntü yönetiminin de bu açıdan olumlu bir katkı verdiğini söylersek galiba hatalı olmaz. Tam olarak izleyici arkadaşı diyebileceğimiz ve ev sineması amacıyla en ideal bir yapım meydana çıkmış. Serüven sahibi olan filmleri sevenlerin ve hatta, çocuk filmlerinden hoşlanan izleyicilerin de bu anlamda hoşuna gideceğini söyleyebilirim. Peki ya başkaleri?

Filmin yönetmeninin Fleabag’den tanıdığımız Bradbeer bulunduğunu söylemiştik. Bunu daha ilk saniyeden anlamamızı gerçekleştiren anlatım tercihi ise son senelerde karşımıza daha çok çıkmaya başlayan dördüncü duvarın yıkılması, kaba tabirle, karakterin izleyiciyle mevzuşması. Fleabag’den daha ideal bir anlatıda, sevdiği bu tekniği kullanmaktan geri kalmamış Bradbeer ve keyfini çıkarmış. Bu anlatı, fazlası izleyiciyi rahatsız eden ve son derece suni duran bir tercih olabiliyor. Bu filmde ise lüzum mizahı tarafın yüksek oluşu, lüzumse kompusal numaralar ve geçişlerin dinamizmi daha hazmedilebilir duruma getirmiş. Yani, Enola Holmes öyküsünün eğlenceli yanı, bu anlatıyı zor kabul eden izleyicilere de biraz kabul edilebilir gelebilir.

 

Enola Holmes, annesinin onu terk etmesi üzerine, büyük abisinin baskısından da kaçmak amacıyla ortadan kaybolur ve annesini aramak amacıyla yola çıkar. Filmde bu arayış, Enola’nın kendini keşfetmesine, dış dünyayla etkileşim kurmasına yardımcı olur. Bu kısımlar amacıyla yol / serüven filmi desek hatalı olmaz ve 80’li senesinin çocuk başrollü serüven filmlerinin havasını da izleyiciye aktarıyor denebilir. Enola, genç bir adamla tanışıp vakanın derinine inince de filmin mühim sorunu olan “kadın hakları” devree giriyor. Enola, annesi doğrulusunda erkek egemen topluma inat, kendi ayakları üstünde durabilecek şekilde yetiştiriliyor. Hatta Enola, kendini kadınların oy hakkını elde edeceği reformu da kurtaracak bir aksiyonun içerisinde buluyor. Bu noktada filmin en tutarlı bağlantıları oluşuyor. Enola’nın annesi doğrulusunda yetiştirilme tarzı, gene Enola’nın erkeklerin aleminde bunu meydana koyuş şekliyle kendini keşfetmesi ve elbette, kadınların oy kullanma hakkı kazandığı reform hareketi. Hepsi aynı hedefe hizmet ediyor ve tutarlı bir anlatım sergilenmesi sonucunu doğuruyor. Bu kısımlarda, feminizm göndermeleri ve bayanlara olan ezici bakış da sık sık hikayeden nasibini alıyor. Tabii söylemlerin biraz eksik ya da kolay kaldığını da ekleyelim. Popüler olabilecek ve daha çok kesime ulaşabilecek bir filmde bu söylemleri görmek güzel ama çok daha sağlam, daha doğrusu sert bir anlatım tercih edilebilirdi.

Film, Sherlock Holmes evreni üstünden değerlendirildiğinde, başta da açıkladığım üzere salt eğlence olarak gören izleyicilere iyi geleceğini tekrarlayalım. Kurgudaki dinamizm, geçişlerdeki ufak sürprizler ve flashbacklerin animasyon görüntüleri bu eğlenceyi de harmanlayan detaylar olarak göze çarpıyor. Bu hikayedeki Sherlock Holmes ise en kararsız kaldığım mevzu oldu. Telif haklarına sahip olan şirket, Sherlock’un hatalı kullanıldığını, duygularına çok yer verildiğini ve bunun da sözleşmeye aykırı bulunduğunu iddia etti. Bradbeer, dengeyi kurabilmek amacıyla Cumberbatch ya da Downey Jr.’a göre çok daha ciddi bir Sherlock Holmes yaratmış. Mizah tarafı azalan karakter, gene çoksıyla zeki ama bu mevzudaki kararsızlık fazlası izleyicinin aklını karıştıracaktır. Elbette, Enola Holmes’ün hikayesinde annesi kadar mühim değil ama devam filmleri olsılığı hesaba katıldığında bir baş karışıklığı olabilir diye düşünüyorum. Zeki dedektifin ön planda bulunduğu tüm filmleri düşündüğümüzde ise filmin fazlası klişeyi kullandığını belirtelim. Yenilikçi ve yaratıcı bir anlatım bekleyenleri, eğlence arayanların tam zıttına koyup, film amacıyla beklentiyi başka yöne çekmelerini şiddetle tavsiye etmek lüzumiyor.

Son tahlilde, filmin son derece eğlenceli bulunduğunu, ev sinemasında eğlenceli iki saat geçirmek amacıyla en ideal bulunduğunu genelemek lüzumiyor. Türü sevenlerin de gene keyif alacağını belirtmeliyim. Dedektiflik klişeleri ve devre atmosferi de gene bir şeyler yakalamaya çalışan izleyiciler amacıyla olumlu özellikler olarak göze çarpıyor. Klişelerin çok oluşu ve karakterlerin birtakım boşlukları bir hayli güç düşürücü. Enola’nın annesinin yolculuğu ve finali biraz havada kalıyor. Günümüzde hala olması utanç verici olan, Viktorya Dönemi İngiltere’sindeki kadına bakış ve bu mevzuyu destekleyen anlatım eksik olmasına karşın mühim. Bütün bu olumlu özelliklere karşın, filmin totalde “hoş bir seyirlik”ten öteye fazl geçemediğini de söyleyebiliriz.

 

Enjoyed this video?
"No Thanks. Please Close This Box!"